TERAPİNİN KAĞIDA YANSIMIŞ HALİ; RESİM

Resim, çocuklarla çalışırken sıklıkla kullandığım bir yol. Çocukların iç dünyasını yansıtan en iyi materyallerden biri olduğunu düşünüyorum. Çocukları resim çizerken gözlemlemek ise oldukça keyifli oluyor 🙂 Resim ebeveynlere göre genellikle anaokulu etkinliklerindendir. Ancak çocukların duygularını, düşüncelerini öyle güzel ele verir ki. Resimde çizdiği çizginin kalınlığından sayfayı kullanış biçimi bile çocuklar hakkında birçok bilgi elde etmemizi sağlar. Ancak bunun tek taraflı fayda sağlayıcılık olduğu düşünülmemelidir. Çocuklar da resim çizerken oldukça fayda sağlamaktadır. Özellikle yönlendirilmemiş, doğru-yanlış gibi kalıplara sokulmamış, sınırlandırılmamış çalışmalarda çocuklar iç dünyalarını kağıda diledikleri gibi yansıttıklarından içsel süreçlerde rahatlama da görülmektedir.  Bu nedenle çocukların resim çizmesinin engellenmemesi, özellikle ebeveynler tarafından hayal gücünün sınırlandırılmaması gerektiği kanaatindeyim 🙂

Ders Çalışmak İstemeyen Çocuklar

“Çocuğum ders çalışmıyor!”, “Çocuğum ödevlerini yapmak istemiyor.”, “Ders çalışması için elimden geleni yaptım yine de ders çalıştıramıyorum.” Bu gibi cümleler birçok ebeveynin sıklıkla kullandığı cümleler ve hatta feryatlar bile diyebiliriz Öncelikle belirtmek isterim ki ilkokula yeni başlamış bir çocuğun hevesle ve istekle iç  motivasyonla ders çalışmasını beklememeliyiz. Kendi işlerini hallederken çocuğunun da odasında keyifle tek başına ders çalışmasını bekleyen bir ebeveyn hayal kurmaktan öte gitmiş olamaz. Okul döneminin ilk yıllarında çocukların bu alışkanlığı kazanması için ebeveynin destekleyici olması oldukça önemlidir. Sorumluluk kazanması zaman alacaktır. Bu süreçte ebeveynin kucaklayıcı olması, çocuğun ufak hatalar yapmasına izin verilmesi, yapması gereken bir ödevi ebeveynin yapmaması oldukça önemlidir. Çocuk eğitiminde tüm dönemlerde çocuğun yerine bir şey yapmak çok doğru bir ebeveyn tutumu değildir ancak okul döneminde çocuk yerine etkinlikleri yapmak, ödevleri çabuk bitsin diye yapmak sorumluluk bilincine zarar verici tutumlardır. Çocuğun ders çalışmasını sağlayan bir diğer faktör ise plan ve program yapmaktır. Ders çalışmak için ayrılan belirli süre çocuğun bu rutini kazanması gereklidir. Ders dışı aktivitelere de yer ayırmak ders çalışmayı kolaylaştıracaktır. Özellikle küçük yaş grubunda oyuna, büyük yaş grubunda ise etkinlik ve aktivitelere yer ayırmak gerekmektedir. Ders çalışmaya ayıracağınız süreyi öncelikle çocuğunuza sorarak belirlemek daha sonrasında ise çocuğunuzun koyduğu süreye alıştığı zaman ufak ufak dakikalar ekleyerek süreyi arttırmak işinize yarayacaktır.

Ufak bir dipnot: Sayın aile çocuğunuza ders çalışması için televizyon, tablet gibi ödüller koymayınız. Bu gibi ödüller teknolojinin önemini çocukların gözünde arttırarak ders çalışma motivasyonunu olumsuz etkilemektedir.

Çocuklar İçin Oyun Terapisi

http://www.edirneyenigun.com/yazar/4014/ocuklar-n-oyun-teraps.html

Oyun terapisi, çocuklarda sıklıkla kullanılan ancak ergenlerde ve yetişkinlerde de kullanımı mümkün olan bir terapi yöntemidir. Oyun terapisi denildiği zaman ebeveynler genellikle kendilerinin de çocukla oyun oynadığını herhangi bir terapiye ihtiyaç duymadıklarını belirtmektedirler. Ancak oyun terapisi, yalnızca oyun oynamak değildir. Terapist ve çocuk arasında kurulan bağın üzerine inşa edilen çeşitli yöntem ve tekniklerle ilerleyen terapi yoludur.

Yetişkinler duygularını, düşüncelerini ifade ederken sıklıkla sözel iletişime başvururlar. Anlatarak rahatlamak dediğimiz tabir yetişkinler için gerekli bir açıklama olabilse de çocuklar için bu durum böyle olmamaktadır. Çocuklar yaşadıklarını, duygularını ve düşüncelerini sözel olarak ifade edecek bilişsel  alanlarda yetişkinlere oranla geride olduklarından oyun ifade edişlerini sağlamaktadır. Oyun yoluyla çocuk gerçek hayatta deneyimlediklerini oyun odasında tekrar deneyimleyerek sağlıklı baş etme becerileri geliştirmektedir.

Oyun terapisi, 3 yaşından itibaren rahatlıkla yürütülebilmektedir. Sembolik oyunun gelişmesiyle birlikte çocuklarda danışmanlık hizmetlerinde oyun terapisi kullanılmaya başlamaktadır. Seansların süresi danışanın problemine, problemin geçmişine, görülen semptomların şiddetine göre değişkenlik gösterebilse de oyun terapisinde genellikle 8-12 seans arasında yol katedilebilmektedir. Oyun terapisi haftalık periyotlarla düzenlenen ve düzenli katılımın oldukça önemli olduğu bir terapi çeşidir. Çocukla çalışılan alanlarda oyun terapisi can yeleği görevi görmektedir. 

Oyun terapisi çocuklarda görülen birçok alanda olumlu sonuçlar sağlamaktadır. Oyun terapisinin kullanıldığı alanlar; kaygı problemleri, travma, istismar, fobiler, aile içi çatışmalar, boşanma, ölüm, yas, kayıp, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, alt ıslatma, davranış problemleri gibi geniş bir skalada sıralanabilir. Birçok psikolojik problemde oyun terapisine başvurulabilir. 

Oyun terapisi çocuğun bireysel oynadığı oyunlardan ya da ebeveyniyle oynadığı oyunlardan oldukça farklıdır. Unutulmamalıdır ki oyun terapisi bir terapi yoludur ve uzman tarafından sistematik ve profesyonelce yürütülür.

Çocuklara Ölüm Kavramı Nasıl Anlatılmalı ?

http://www.edirneyenigun.com/yazar/4026/ocuklara-lm-kavrami-nasil-anlatilmali.html

Ölüm kavramı, biz yetişkinler için nasıl kaygı uyandırıcı bir ifade ise çocuklarda da bu duygunun oluşması oldukça olağandır. Ölüme dair doğru bilgilendirilmeyen çocuklarda yetişkinlikte dahi çeşitli korkular ve kayıplara karşı aşırı hassasiyet görülebilmektedir. Bu nedenle  ailelerin çocuklara ölüm kavramını anlatırken yaşını ve gelişim düzeyini ön planda tutması gerekmektedir. Doğru bilgilendirme için ise erken yaşlardan çocuğun gelişim düzeyine uygun yöntemlerden yararlanılmalıdır.

      Çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren ölüm kavramını merak etmeye başlarlar. Televizyonda izlediklerinden öğrendikleri, hayvanların ölümünü görme, bir yakının öldüğünü duyma bu merak duygusunu perçinlemektedir. Ebeveynler çoğunlukla ölüm kavramını açıklarken zorlanabilmektedir veya bu konuyla ilgili soruları geçiştirebilmektedirler. Çocuklar, 4-5 yaşlarında ölümün geri döndürülebilecek bir durum olduğunu düşünürler. Örneğin bir yakının ölmesi onlar için kişinin geri gelebilme ihtimalini de barındırır. Ölüm, 7 yaşa kadar oldukça zor kavranabilmektedir. Daha küçük yaşlarda egosantrizm yani benmerkezci düşünme ve hareket etme, tüm olayları kendisine atfetme gibi durumlar söz konusudur. Bu nedenle küçük yaşlardaki çocuklar bir yakının ölüm haberini aldığında “ Ben iyi bir çocuk olsaydım o gitmezdi” şeklinde düşünebilirler. Bu gelişim evreleriyle açıklanabilecek bir durumdur.

    Çocuklara ölümü anlatırken kitaplardan, metaforlardan ve bitkilerden yararlanmak fayda sağlayabilmektedir. Ölüm olgusu güven veren biri tarafından anlatılmalıdır. Bu da genellikle ebeveyn olmaktadır. Yaşam ve ölüm döngüsünü bitkiler üzerinden hikayeleştirerek çocuklara aktarmak onların ölüm kavramını daha net anlayabilmesine yardımcı olmaktadır. Erken yaşlardaki bir çocukta soyut düşünme becerisi gelişmediğinden somut örnekler üzerinden anlatmak yararlı olacaktır. Ölen kişinin artık bizim gibi normal yaşam döngüsünü sürdüremediği somut örneklerle aktarılmalıdır. Ayrıca ölen bir kişi için, seni izliyor, seyahate gitti dönecek gibi cümlelerin kullanılması beklenti oluşturacağından bunların kullanılmamasını öneriyoruz. Bir sonraki yazımda kayıp sürecinde çocuklara nasıl davranılması gerektiği ve yas sürecinde çocuklardaki değişimlerden bahsediyor olacağım.

Çocuklarda Karşıt Gelme Bozukluğu

hhttp://www.edirneyenigun.com/yazar/4040/ocuklarda-kart-gelme-bozukluu.html

Söylenenleri sürekli reddeden, yetişkinlerle sık sık tartışma içine giren, zaman zaman öfke nöbetleri geçiren, istekleri için direten ve inatlaşmasıyla özdeşleşmiş çocuklar hepimize tanıdık geliyor değil mi? Bu çocuklar hepimiz için inatçı, yaramaz gibi sıfatlara sığmaktadır. Ancak durum bu sıfatların ötesinde olabilmektedir. Bu haftaki köşe yazımda bu çocukların bu sıfatlardan daha fazlası olabileceğini bize gösteren “karşıt gelme bozukluğundan” bahsedeceğim.

Karşıt gelme bozukluğu, çocuklarda ve ergenlerde görülebilmektedir. Davranış bozuklukları kapsamında ele alınan bir diğer adı “patolojik inat” olan bu bozukluk, aileleri, öğretmenleri ve çocuğun çevresindeki diğer kişileri zorlayabilmektedir. Çoğu anne karşıt gelme bozukluğu olan çocuğuyla iletişiminde yorgun düştüğünü belirtmektedir.

Çocukların, her kurala uymasını ve hatta itaat etmesini beklemiyoruz. Hatta böyle çocuklar gördüğümüzde ebeveyn tutumunu sorguluyoruz. Kurallara karşı çıkabilme, itaat etmeme gibi durumlar normal sayılamayacak ölçüde olduğunda ise karşıt gelme bozukluğundan bahsedebiliriz. Karşıt gelme bozukluğunda, çocuklar veya ergenler neredeyse her kurala karşı çıkmakta, sınırları zorlamakta, itaatsiz olmakta ve düzensizlik gösteren davranışlarda bulunmaktadır. Bu kural tanımazlık ise zamanla yetişkinlerle olan tartışmalara yol açmaktadır. Karşıt gelme bozukluğu olan bir çocuk yetişkinlerle yetişkin gibi tartışabilmektedir. Bu tartışmalar sırasında çocuk veya ergen öfkesini kontrol etmekte zorlanmaktadır. Öfkesi genelde yıkıcı davranışlarla sonuçlanabilmektedir. Karşıt gelme bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde bilerek ve isteyerek karşıdakini kızdırma isteği yani hatta kışkırtma isteği bulunmaktadır. Karşıdakinin canını acıtmak, karşıdakini öfkelendirmek fazlasıyla haz vermektedir. Bu nedenle bu çocukların kin ve intikam isteği olduğundan da bahsedebiliriz.

Karşıt gelme bozukluğunda tutarsız ve sınırsız ebeveyn tutumları, çocuğun davranış kazandırma yolunda fazlaca ödüle maruz kalması gibi etkenler söz konusu olabilmektedir. Çocuklarda müdahale edilmeyen karşıt gelme bozukluğu ise ergenlikte büyük sonuçlar doğurabilmektedir. Ebeveynler ergeni yönetebilme konusunda daha az müdahaleci olduğundan ergenlikte karşıt gelme bozukluğunun devam ediyor olması tehlikeli davranış olarak adlandırılan davranışları da beraberinde getirmektedir. Eğer yukarda saydığım belirtiler 6 aydan uzun bir süredir devam ediyorsa ve öfke nöbetleri haftada 2 yi geçiyorsa müdahale etmeyi gerektirmektedir. 

Çocuklarda Küfür ve Hakaret İçerikli Konuşmalar

      Çocuğunuz sinirlendiğinde küfür ediyor, istediği bir şeyi alamadığınızda size hakaret ediyor ve bu durumdan rahatsızsanız ona duygularını ifade etmeyi öğretmelisiniz. Sinirlendiğinde “Şuan öfkeleyim” diyebilmeli veya istediği olmadığı için huzursuzlandığında “Hayal kırıklığı hissediyorum” diyebilmeli. Evet bir çocuk için bunların ağır cümleler olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ancak unutmamaliyiz ki onlar da bizim gibi bir birey ve bizim gibi cesitli duygulara sahip. Duygularını yeterince ifade edemeyen çocuklar, yetişkinler küfür ve hakaret ile sözlü iletişime başvururlar. Çocuğumuza bunu öğretmenin en iyi yolu ise rol model olmaktır. Trafik tıkandığında sinirlenen bir baba küfür etmek yerine duygularini açıkça ifade eder ve hissettiğinin öfke olduğunu dile getirirse çocuk bunu gözleyerek öğrenir ve küfüre ihtiyaç duymaz. Bunun için öncelikle çocuklarımiza duyguları öğretmeli sonrasinda ise duyguları hakkında konuşma saatleri düzenlenmeli.